Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Vahhabiliğin Sünni’liği tehdit ettiği şu zaman diliminde gerek basın-yayın organlarında gerek hükümet politikalarında Şia'ya karşı nefret söylemleri şiddetini artırmaktadır. Dün Gülenciler bu nefret söylemlerinin başını çekiyorken bugün Erdoğan ve Erdoğangiller (hükümet emrindeki STK'lar) vites yükseltip hararetli bir şekilde bu söylemleri sürdürmektedir.
Bu nefret ve dezenformasyon haberlerinin altında yatan en önemli neden ise Ortadoğu’da sürdürülen başarısız politikalardır.Ülkemizdeki yöneticilerin ve idarecilerin devlet geleneklerinden uzaklaşıp mezhep odaklı politikalar üretmesi beraberinde düşmanca tavır sergilenmesini çıplak bir gözle izliyoruz. Rahmetli Erbakan’ın antiemperyalist duruşundan ve söylemlerinde çok uzak olan hükümetin politikaları, Vahhabi inanışıyla temasa geçmesi ve Sünni blok adı altında iş tutması şaşılacak şey ! Vahhabi inancı özünde kendisinden başka tüm inanışlara ters bakan bir ideolojidir.
Son günlerde Katar topraklarına Türk Silahlı Kuvvetlerinin konuşlandırması işbirliği antlaşması gündemde. Peki Türk askeri neden Katar topraklarına yerleştirilmek isteniliyor? Katar ile askeri antlaşmalarımız mevcutken... Suriye ve ırakta devam eden savaşın Amerika ile imzalanan eğit-donat projesinin diğer bir uzantısı olabilir mi ? Yani Katar'da da askeri bir eğitim mi söz konusu ? Değilse Askeri varlığın Katar da konuşlandırılması hangi ülkeye karşıdır ? Hükümet adına verilen cevap ise 4. madde’de Terörizm ile mücadelede işbirliği antlaşması !! Katar’da terörizm mi var? varsa hangi terör grubuna karşı ve kimler adına savaşacağız ? Ülkemizdeki teröristlere karşı savaşmadığımız ortadayken onlara karşı neden savaşalım? Amerikan merkezi kuvvetlerinin karargahı Katar’da etkin bir güç iken Türkiye’ye görev verilmesi ne anlama geliyor ?
Teröristlerin çıkarlarına hizmet için Katar topraklarına yollanması planlanan Askerlerimizin de meclisin salt çoğunluk oyuna bağlıdır.
Libya,Suriye,ırak’taki Türkiye hükümetinin sicili ve emperyalistlerle şaibeli ilişkileri hükümetimizin akıtılan her damla Kan’da sorumlu tutmaktadır.
Cumhurbaşkanının Riyad’a gidip Arabistan Kralı ile buluşmasının içeriği basına yansıdı. Suud Kralı Sünni bir cephe oluşturuyor ve bu cephede yer alan ülkeler Ürdün, Mısır,Pakistan, Katar, Fas ve yanına Türkiye’yi katmak istiyor. Kral ile görüşmesi sonrasında ortak bir basın açıklaması yapıldı. Bölge’de Mezhepçi ve yayılmacı politikalara karşı ortak hareket edilmesi kararı alındı.Peki bu yayılmacı ve mezhepçi ülke olarak kimi kastediyorlar ?
İran’ı bahane ederek gerçek halk devrimini gerçekleştiren Yemen Halkını katletmelerine kılıf arayan bu zihniyet, İran yayılmacılığı diye katliamlarını perdelemesine ne demeli ? İran bilim, ilim, irfan ile yayılmacı politika üretirken Vahhabilik bunun zıttı olan Şiddet yolunu seçer. Kendisinden olmayanı tekfir edip masum Canları almak için uğraşır.
Türkiye cumhuriyeti uyguladığı yanlış politikalarla teröre izin vermiş, terörden nemalanmaya çalışmıştır. Ancak bütün bu iki yüzlü politikaları eline yüzüne bulaşmış durumdadır. Suriye'deki hatalar henüz unutulmamışken Yemen'de aynı hataya düşülmesi bu politikalarda bir art niyet olduğunu, hatta bu politikaların Emperyal senaryoların Türkiyeye biçilen replikler olduğu açıkça görülmektedir. Türkiyenin bu yanlış politikaları bölgenin ateşe verilmesine çanak tuttuğu gibi, yarın bu ateşin Türkiye'ye de sıçramayacağının garantisi yoktur.
Tuncay Kıtay